Aşk Mesajları Aşk Mesajları

GüzeL SözLer

Bilinmeyen Şiirler

İHANET

Üç günlük dünyaysa yaşadığımız

Ağlar iken ihanete

Güler iken dostluğa çelmeler attığımız

Bu dünyaysa eğer toplayıp durduğumuz ne varsa

Öyleyse bırakıver ağıtlarımı

Bırakıver gülmelerin ihanetini

Kimileri balıkçı oltalarında ararken ganimeti

Kahvehanelerde demlenip dururken kimileri

Çaycı Selami Anadolu türkülerinde rüyalardayken

Sinema köşelerinde kimileri

Aç köpeklere sevda yakmış ise simitçi Hasan

Sevgiye dair yazılan bir mektubun

Şarkılarda söylenen bir şiirin

Ne anlamı kaldı söyle

İki kere ikinin dört etmediği zamanlar

Hüzünlü bir ırmağa bırak kendini

Bırakıver bütün ihanetleri

Eğer yaşamak dediğimiz şey buysa

Mutluluk posterlere düşürülen renklerse

Yağmurlara tutun öyleyse

Bir güle tutun

Sabahın kırağısı güneşe taşır seni öylece

Dayanamıyorum

Daha iyisi için ayrılık…
Dayanamıyorum bu iyiliğe,
Kandırma kendini benide üzme kahretme.
Nasıl bir iyilikse kahrolsun,
Nasıl bir iyilikse mahvolsun,
Dayanamıyorum ben ayrılığa.

Geçmişi kapadık böylesi iyi diye,
Aldandık sevgimizin küçüklüğüne,
Hayatı zindan ettik birbirimize,
Nasıl bir anlayıştı kahrolsun,
Nasıl bir iyilikse mahvolsun,
Çözemiyorum düğümünü,
Dayanamıyorum ben ayrılığa.

Kuşlar

Gittiğiniz yerde sıcak kalplere
Anlatın sevdamı ziyan olmasın
Yorulmayın yavaş uçun ey kuşlar!
Şu hevesim kursağımda kalmasın.

Kuşlar muradımı siz anlarsınız
Benim sığınacak yerim kalmadı
Dert ortağım bir tek sizler varsınız
Halime yanacak dostum olmadı.

Fazla bekletmeyin dönün bahara
Anlatın aşkımı kahrolanlara
Benide götürün uzak diyara
Yüreğim kafeste boşa yanmasın.

“V” yapın yorulan geçsin sıraya
Sığmaz artık gönlüm köşke, saraya
Korkunç yıllar maya çaldı karaya
Karalar bağlamak kader olmasın.

Kuşlar muradımı siz anlarsınız
Benim sığınacak yerim kalmadı
Dert ortağım bir tek sizler varsınız
Halime yanacak dostum olmadı.

On Üç Harfliydi

Ne ben yari görürüm,ne o yazdıklarımı duyar,
Diyemediğim on üç harfliyi tekrarlar dururum.
Kaçamadığım ezanlar içinde sararken beni efkar,
Diyemediğim on üç harfliyi tekrarlar dururum.

Güldü mü sanırsın bu gözler gittiğin günden beri,
Sokaklar sardı beni,onlar avare ben serseri,
Pişmanlıkla birlikte dönmeni beklerken geri,
Diyemediğim on üç harfliyi tekrarlar dururum.

Gecenin karanlığı çökerken üstüme ağır ağır,
Bekleyenin yanına gel,zincirlerini kır,
Özlerken seni,sana söylenmemiş olan sır,
Diyemediğim on üç harfliyi tekrarlar dururum.

Haykırmak istesem de engel buna geceler,
Ne güzeller gördüm ben,ne eceler,
Anlatmaya çalıştım,kifayetsiz kaldı heceler,
Diyemediğim on üç harfliyi tekrarlar dururum.

İlk kez sevdim ama sevdiğim gül,çıktı kem,
“Seni Seviyorum” daha başka ne desem,
On üç harfliyi söylemenin verdiği dem,
Artık söylediğim on üç harfi tekrarlar dururum.

bir yol masalı

aynı trenin
yolcusuydular
aynı kompartımanda
yan yana iki kişi
demir tekerlekler
dönmeye başladığında
pencereyle çevrelenmiş
sinema perdesi gibi camdan
aynı filmi izlemeye başladılar
şehirden çıkıncaya kadar
camdan su gibi akan
sokaklar evler evler
yürüyen insanlar ve talaşla koşuşan
köpekler kediler
ve oynaşan çocuklar

yaşlı olanın düşüncesinde
perdede hızla akan hayat
diğerininse aynı manzarada düşünde
gideceği yerde kuracağı yeni bir hayat

şehir bittiğinde
sırayla geçmeye başladığında perdeden
denizler dağlar ve ormanlar
yaşlı olanın içinde acıtan bir sızı
ve dağlarda bir kuş olmak düşünde
ve ellerine geride kalmış bir mevsimden
damlayan iki ılık yaş
diğerininse aynı manzarada gözünde
mavi gökyüzü, enginde gemiler
yeni kentlerde umuda yolculuk

biraz daha ilerlediğinde zaman
bir merhabayla birbirlerine uzatıp ellerini
ve isimlerini söyleyip
yol arkadaşı oldular
sonra koyu bir sohbete daldılar
özellikle de birbirlerine
yaşamdan söz edip
aynı perdede aynı anda
açılan ve kapanan kapılarla
izledikleri farklı filimleri anlattılar

böylece şimdi ikisi de
biraz daha rahattılar

daha da ilerleyince saatler
gözler kapandı
ve her ikisi de
diğerinin anlattığı filmi unutup
kendi rüyalarına daldılar

kaç istasyon geçtiler bilinmez
yaşlı olan uyandığında
inmiş olduğunu fark etti arkadaşının
yeni yaşam istasyonunda

o devam etti yoluna
son istasyona doğru
ve nerde indiğini kimse bilmedi
kendinden başka

nice zaman sonrasında
diğeri yeni yaşamında
fırtınalı bir mevsimin
soğuk yağmurunda ıslanmış
ve üşümüş yürürken yolda
küçük bir kuş bedeninin
sürüklendiğini görünce suda
çoktandır unuttuğu
trendeki yol arkadaşını
canlandırdı usunda
acı bir tebessümle
anımsadığı tek şey
onun kuş olma düşü
ve ona anlattığı kendi filmiydi

sonra ıslanarak ve üşüyerek
sessizce devam etti yoluna

Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.

Şu anda hiç bir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzak
ve her şeyden mahrumum ben.
Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.

Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.

Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
Ve bundan sonra kim severse dünyada;
Seni ve beni hatırlayacaklar

İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi
Paramparça, kırık dökük aşkımız
Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
Büyük aşkımız

Unut benden kalan ne varsa
Unutmak tesellidir yalnızlığın
Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
Delicesine sarhoş olmak
En güzel tarafı imkansızlığın

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin…

Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın ve hiç gitmezdin, değil mi
Bir gün olduğun gibi kal diyebilseydim.

Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri

Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz

Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı
Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne
O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz
O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.

Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar
Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde
Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde
Kirpiklerinde keman, bebeklerinde gitar…

Bir daha dünyaya gelsem
Yine seni severdim
Beni üzesin diye
Beni deli divane edesin diye

Seni görmediğim günler
Karanlıktayım, katran gecelerdeyim
Cehennem misali bir yerdeyim
Bir demir nasıl paslanır, bir elma nasıl çürürse
İşte öyleyim…

Gözleri namuslu namuslu parlar insanların
Gökyüzü inadına mavi
Yaşamak inadına güzel
Bu şehirde sen varsan…

Bütün kadehlerimi hep sana adıyorum
Hep senin için bu bir bir boşalan şişeler
Umutsuzluğum, sarhoşluğum senin eserin
Senin yüzünden bu delicesine içmelera

Dayanmak zor yalnızlığına akşamların
Unutmak mümkün değil seni bir şarkı gibi
Ağır ağır ilerleyen bu zaman içinde
Her an bir sarhoşluktur sensizliğin verdiği

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Lanet edersin yaşadığına…
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın..
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan
Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan
Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen
Varken doyulmayansın, yokken dayanılmayan

Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
Bu ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum

Beni çağırdığını bir defa duyabilsem
Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum

Dün kopan bir yapraktı,düşen bir kuru daldı
Bugünden güzel değil bulacağın yarında
Aç ellerini bir bak yanan avuçlarında
Dün gitmiş yarın yok bize bir bugün kaldı

demek o beni sevmiyor
demek o beni anlamıyor
bana içkimi verin
bana kadehimi verin
bir daha ölmek istiyorum

Bir yerlere varmadan, nasıl böyle
Hiç durmadan akıp gidiyor günler
Yaşam diye verdiğin bu mu söyle
O mu sırtıma sapladığın hançer

Sevdimse; verdiğin yürekle sevdim
Sen açtın bu ufku karşımda sonsuz
Yürüdüm bir yolun sonuna geldim
Yıkık, üzgün ve paramparça onsuz

Zamanlar kalleş şimdi, herşey artık bir oyun
Manzaralar hüzünlü insanlar ağlamaklı
Bir akşam getir bana, gizlice ve en saklı
Saatleri birer birer dudaklarında sun

Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
‘Seviyorum’ diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?

Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi
Akıtır taşa, toprağa kanımı
Dünya seninle aydınlık ve güzeldi
Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı

seni arıyorum kalabalık caddelerde,
tanımadığım insanlar geçiyor, sen yoksun..
perişan hayallerimin başladığı yerde,
sana sesleniyorum, duyuyor musun?

beyaz güller açtı bahçelerde , sevdiğin..
ya o karanfil , baygın kokulu çiçek.
gel yalnızlık bahçeme beyazlar giyin,
anladımki bu ömür sensiz geçmeyecek.

yalnız sen varsın beyaz gülüm,
evde bahçede ve sokakta,
bir eylül akşamı gördüğüm ,
o beyaz hayalsin uzakta..

yeter.. gel artık yeter..
karanfiller açtı gel
kış bahçesinde , güller
beyaz güller açtı gel

İstesem ben bu ömrü, bu talihi istemem
Böyle durup durup senden ayrılmak varsa
Orada bir mezar kazılır benim için
Ayrılığın nerede başlarsa.

Şimdi en açık renginde gözlerin
Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

Çirkin olan,fena olan ne varsa unut
Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
Ellerimizde sevgi içimizde umut
Bütün iyilikleri paylaşalım seninle

Varlığın dudaklarımda bir bal tadı
Yokluğun en korkuncu ölümlerin
Senden başka dindiren olmadı
Acısını içimde kanayan yerin

Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
Yıldızların en parlak olduğu zamansın
Denizlerim senin kıyılarında sakin
Bırak ellerini avuçlarımda kalsın

Aşkın büyülü sesini duyuyor musun
Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

Benimle kal zaman bitinceye kadar
Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
Bir ömürdür seninle geçen dakikalar
Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
Nabzın benim bileklerimde vurmakta
Artık bütün kaygıların ötesindeyiz
Benimle en güzelsin aynalardan uzakta

Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen

Dönebilmek o dönüşü olmayan yollardan
Sürekli bir aldanış bir daha bir daha
Hiç bitmeyecek gecelerden bir sabaha
Çikabilmek ve sevmek durmadan usanmadan

Konuşmak konuşmak gözlerle fısıltılarla
Duymak büyülü sıcaklıgını beyaz ellerin
Her geçen dakika var oldugunu anlamak için
Yaşamak arzu dolu dudaklarda, şarkılarla

Unutmak ne varsa kötülükten yana
İnmek sevilen gözlerin derinligine
Öyle mutlu, öyle sarhoş, alabildigine
Bin yıl içmek o sulardan kana kana

Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden
Her yerde, her zaman onsuz edememek
O en tatlı hayal, en büyük gerçek
Anlarsın taşan o, günlerden gecelerden

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi

Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
O çizgiden başka bütün çizgiler
Aşkı tüketmede

Her düşünce aşka teğet geçiyor
Tanığı çizgiler var olduğumuzun
Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

Akşam erken çöker yalnızlığıma
Sokak sokak gezer ararım seni
Hasretin gönlümün yangınlarında
Alev alev yanar ararım seni

Her seven sonunda düşüyor derde
Bu aşk kitabının yazanı nerde
Bir aşık inandı.. çok sevdi diye
Terketmek kanun mu aşk kitabında?

Nereden bilecektin seni sevdiğimi
Hiç fısıldamadım ki kulaklarına aşkımı
Senin için
Günlerce gecelerce ağladım
Nereden bilecektin
Hiç silmedim ki yanında gözyaşlarımı..

Kalbimde arama eski yerini
Sen gözümden akan sele karıştın
İstesem de artık sevemem seni
Hasret rüzgarına yele karıştın..

Kırılan kalbim var dinmez bir kini
Ömrümce sürecek aşka yemini..
Kavuşmak imkansız artık sevgilim
Dönüşü olmayan yola karıştın..

Ayrılık kapıyı çalıyor açma
Biraz daha düşün zamanımız var..
Ne günler yaşadık bak sayfa sayfa
Seninle yazılmış romanımız var..

Gönül kapısından hemen uçma dur!
Selamsız vedasız böyle kaçma dur!
Bilinmez yerlere yelken açma dur!
Seninle mutluluk limanımız var! …

Bir anda yokuşa çevirme düzü
Dargınlık bir aşkın tadı ve tuzu
Hatırla Tanrıya verdiğin sözü
Ayrılmak yok diye yeminimiz var…

Gezdiğim her yerde hatıran dolu
Bilmem ki ben nasıl unutacağım
Ne yazık bu aşkın yok başka yolu
Yarın bu şehirden ayrılacağım

Aldırma görürsen yaşlar gözümde
Şarkımız olacak yine dilimde
Mektubun cebimde, resmin elimde
Yarın bu şehirden ayrılacağım..

Ayrılık çanları çalsa ansızın
Elveda sevgilim diyecek misin?
Önünde diz çöksem, gitme kal desem
Bakmadan ardına gidecek misin?

Ayrı yönde akan ırmaklar gibi
Dalından uçuşan yapraklar gibi
Ümitsiz, çaresiz aşıklar gibi
Kalbinden aşkımı silecek misin?
Son ümidi yere serecek misin?

Kendini boş yere teselli edip
Sevdadır nasılsa geçici deyip
Yaşlı gözlerini gizlice silip
Bakıp da yüzüme gülecek misin?

Haklısın, aramızda dağlar, denizler var,
Haklısın, aramızda uçurumlar.
Senin sevdaların, üç günlük masal,
Benim sevdalarım, Allah’ına kadar.

Elma şekeri mi sandın aşkı,
Ne şiirin şiir, ne şarkın şarkı.
Hele bir kırılsın, hele bir kırılsın feleğin çarkı,
İşte ben o zaman görürüm seni.

Halâ tahta masalara yazıyorsam adını,
Aşk kitaplarında arıyorsam tarifini aşkın,
Kahır mektuplarında yeniden buluyorsam seni,
Islak mendillere siliyorsam gözyaşlarımı,
Eyvahlar çekiyorsam her biten aşkın ardından,
Bana sor yalnızlığı..

Yine sana sesleneceğim

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Senin kim olduğunu en çok bilerek

İsyankar zambakların çılgın nilüferlerin

Dört nala açan kiraz çiçeklerinin

Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

Sarı bir hüzün kızıl bir gurur

Ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

Sana oklardan değil yaylardan bahsedeceğim

Gülün dikeninden değil

Gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım

Topraktan söz açacağım

Akan su gelmeyecek kelimelerime

Suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim

Yine sana sesleneceğim

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Bilmek istemeden

Alaattin’in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi

Ve ne dilersem dilememi isteseydi

Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim

Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece

Hayatta bir şeyden vazgeçmek lutfedilseydi

Bedeli her şeyim olsa bile

Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim

Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi

Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de

Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki

Tek geride kalmış hesap benim için

Bu dünyadaki tek yük

Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek

Kürek mahkumu için kürek neyse

Benim için de sana seslenmek o

Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu

Öbür yandan bileklerimden sızan kanların

Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu

Oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim

Atalarım bana kadınlara gökyüzünü

Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler

Sen kürekleri yağlı urganları

Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun

Sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak

Göstermek istedim

Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri

Ama senin vaktin yoktu

Ben bunu hiç anlayamadım

Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki

Bazı kadınların beyaz apletlerden daha çok

Siyah apletleri sevebileceğini

Sana sesleniyorum

Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına

Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor

Kürekleri bırakamıyorum

Önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için

Kalemi bir an elimden düşürmüyorum

Ankara Kalesi’nin önünde

Sana sesleniyorum

Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin

Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm

Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı

Cehennemle konuşur Seni ona anlatabilirdim

Oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar aşık oldun

Ne de cehennemi isteyebilecek kadar ayrılık

Seviyorum seni ama dedin

Hoşçakal diye ekledin

Şimdi gitmeye mecburum

Belki yine gelirim, umarım gelirim

Son söz oldu

Cennet ve cehennemin dillerini

Savaş naralarını ve aşk şiirlerini

Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım

Senin sözlerinin anlamını öğretmediler

Hiçbir şey söylemeden gittin

Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim

Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana

Ve kalemimle ilk defa yavan gözlerle baktın

Yine yeniden sadece sana sesleneceğim

Müebbet bir aşk dışında

Bildiğim tüm duygularımı terkedeceğim

Sana sesleneceğim yine

Seni sadece kuru bir sevgiyle değil

Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla

Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyuyor musun

Mütevazi bir sevgiyle değil

Küstah bir aşkla sevdim seni

Ben Oosmanlı gibi

Kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken

Ölen köprülerin ülkesindeki Venedikteki son sancağı

Kışın üşümemek için şal yaptın kendine

Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde

Gün geçtikçe eksilir demiştim oysa

Atalarımın öğrettiklerine de ters düşse de

Sana inanırım bilirsin

Zamanla unutursun demiştim

Niye daha derinleşiyor öyleyse

Derinleşiyor özlemin

Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları

Coşturuyor ayrılık sözlerin

Öfkelerimin kararlılığını

Aşka katık ederek konuşacağım

Bedenim bu dünyayı terkedene kadar

…………

Öyle sanıyorum ki

Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için

Benden uzun yaşayacaksın

Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne

Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin

Küstah bir aşkla seveceğim seni

Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan

Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edceğim

ÖMrün geri kalınında

Sana sesleneceğim yine

Ben seni beyrut gibi sevdim ama

Sana ne Mağribi ne de Manhatten’i anlatamadım

Bağdat ve Şam’ı işgale yeltenmişken

Venedik! ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı

Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

Senin kim olduğunu en çok bilerek

Kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terkedeceğim

Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün

Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım

Bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar

Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke

Hüznün beni aşan taşkınlığını

Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını

Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını

Anlayabilseydin

Anlatabilirdim sana

Seninle yaşanan bir aşktan sonra

Ayrılığın ölüm bile olsa

Mavi bir ölüm olacağını

Dolandım dünyayı şehir,kasaba
Her yer sensizlikti her yer kalaba
Ne kervan buldum ne de bir araba
Sana gidemedim yolların nerde

Bağla yetinmedim gezdim çölleri
Dur durak demeden bütün elleri
Derlediğim kadar beyaz gülleri
Sana veremedim ellerin nerde

Aşkı taşıyarak geçen devirde
Sayfalar doludur bir bak çevir de
Bir gün sıhhatliydim bir gün revirde
Geçmiş olsun diyen dillerin nerde

İçimde heyecan öyle durgundu
Aşkına sitemli sana kırgındı
Yıllar yılı her gün yorgun argındı
Bana sor bakalım yılların nerde

Her düşte; gözlerin hep revnak halli,
Tan yaylası gibi yanaklar allı,
Ağuşum bekledi hep selvi dallı,
Sımsıkı saracak kolların nerde

Kul hakkının hesapları derince
Para pul vebali inceden ince
Bir haram sofradan davet gelince
Onur çizgisinde kalabildik mi?

Zillete baş eğmez helali bilen
Haramzade derler aslını silen
Bize 14 asır öteden gelen
Miras kıymetini bilebildik mi?

Ömür ne ki? İki ezan arası
İlaç bekler durur inanç yarası
Bütün insanların utanç karası
O kin lekesini silebildik mi?

Gönüller muhtaçtır sık yıkanmaya
Ölümler mi gerek dostlanmaya
Sevgi kasesinden yudum sunmaya
Bir kapı bulup da çalabildik mi?

Hani bir zaman sazda düğünde
Soframız dolardı her üç öğünde
Ne var ki çaresiz o kötü günde
Yanımızda bir dost bulabildik mi?

Kimimiz yürürken şer izlerinden
Duydu mu dur diyen sesi derinden
Hep o korku, öfke denizlerinden
Sükûn sahiline varabildik mi?

Hamurda bencillik mayası varken
Hukuk tarifine sözcük ararken
Başkasına kılı kırk yararken
Kendimize hesap sorabildik mi?

Hırs perdesi varken insan gözünde
İbreti görür mü kefen bezinde
Allah korkusunun parantezinde
İftiradan uzak durabildik mi?

İrfan savaşında en yüce sancak
Ezelden ebede ilimdir ancak
Nesilden nesile servet sunacak
Kültür köprüsünü kurabildik mi?

Edebi nutuklar sıralanırken
Gerçekler kibarca karalanırken
Sahnelerde ecdad yaralanırken
Kulislere kilit vurabildik mi?

Kimdir gerçek gülen gerçek ağlayan
Kimdir yen içinde yaraya ağlayan
Vicdanları zindanlara bağlayan
O paslı zinciri kırabildik mi?

Ezel andımıza bağlı kalıp da
Tevhid ışığında birlik olup da
73 fırkadan ibret alıp da
Bir çatı altına girebildik mi?

Gaflet bulutları ufka çökerken
Has toprağa kırma tohum ekerken
Durmadan yüceye cila çekerken
Çürüyen özleri görebildik mi?

Dünya nimetini yanlış tanırken
Günlük yaşamayı amaç sanırken
Kostümle dekorla oyalanırken
Var oluş sırrına erebildik mi?

İnsan sevgisini benimseyerek
Bazen zor da olsa gülümseyerek
Ücretini Allah verir diyerek
Kula karşılıksız verebildik mi?

Rabbim nurlu kılmış beşer rengini
Vermemiş cihanda akıl dengini
Mahluklar içinde şeref zengini
İnsan doğduk; ama olabildik mi?

Bir Kaç Dakika Önce EkLenen içeriğimizi Görmek için Lütfen Yazıya TıkLayınız >>> hatıra şiirleri

Gelen aramalar: damar şiiri bilinmeyen,amatör bilinmeyen çanakkale şiirleri,güven şiirleri bilinmeyen şiir,fazla bilinmeyen şiirler,en bilinmeyen şiirler,bilinmeyen ülkücü şiirleri,bilinmeyen şiirler kısa,bilinmeyen kısa aşk şiirleri,bilinmeyen 23 nisan şiirleri bilinmeyen,aşk sözleri süper bilinmeyen sevgiliye

Kategoriler

Benzer İçerikler

Hazır MesajLar